Kapadokya’ya farklı bir perspektiften bakmak için Uçhisar’da konumlandırılmış lüks odalar…

Uçhisar yerleşmesinin kuzey ucundaki proje arsası dört yönde zengin bir panoramaya açılmaktadır: Güneyde kalenin ve eteğindeki yerleşmenin etkili silueti, diğer üç yönde ufka, Erciyes’e, Kızılırmak’a ve çevredeki doğal oluşumlara uzanan, arada hiçbir görsel engelin bulunmadığı perspektifler.

Proje arsası kentin koruma amaçlı yeni imar planında da yapılaşmaya açık son nokta olarak tanımlanmıştır. Mülkiyet kapsamında kalan bir arazi kesimi ise doğal sit alanında kalmakta olup tesisin peyzaj ve rekreasyon alanı olarak düzenlenmesi öngörüldü. Arazide iki küçük tescilli yapı kalıntısı ve yapılan temizleme ve sondajçalışmaları sonunda ortaya çıkarılan kayaya oyulu basit tarımsal kullanım mekânları bulunmaktaydı. Bunların tespit ve analizleri yapıldı ve yeni tasarımda veri olarak dikkate alındı.

Kaleden başlayıp Uçhisar yerleşmesinin kuzey yamacı boyunca alçalan,   proje alanında tekrar hafifçe yükseldikten sonra kuzeydeki düzlüğe ve Kızılırmak’a doğru alçalmaya devam eden topografya çok karakteristik bir kentesl siluet tanımlamaktaydı. Yükselen, sonra alçalan, proje alanında tekrar hafifçe yükselip yine alçalan ve dinginleşen bu topografik oluşum tasarımcılarda birbirini izleyen crescendo ve decrescendo’ların yer aldığı bir müzikal temayı çağrıştırdı. Tema aynı zamanda kalenin hakim unsur olduğu yerleşmenin majör akoruna proje arsasında verilen bir karşılığı, bir contrapunto’yu da içeriyordu. Ariana projesi bu kontrapunto’yu, son karşı akoru seslendirecek, oluşturduğu yeni siluette ve kendi içinde Uçhisar yerleşmesinin melodik yapısını ve çeşitliliğini barındıracaktı.

Untitled-35

Bu düşüncelerin ve izlenimlerin sonunda farklı kimliklerin bir arada yer aldığı hibrid bir yerleşme önerisi çıktı: Restore edilen taş yapılar, bunlara eklenen ve eklemlenen yeni taş-çelik-ahşap uzantılar, ön planda bütünden kopuk küçük, basit taş kütleler: basit tarımsal yapıların hafızasını taşıyan, farklı taş dokusuna sahip, eğik çatılı birimler. Bunların arasında dar iç sokaklar dolanır ve yerleşmeyi iç geçitler aracılığıyla bir yandan giriş mekânına, öte yandan kuzeydeki sakin peyzaj alanine bağlar. Yerel üzüm bağı imgesi bu peyzajın ana temasıdır. Yerleşmeden tesise ulaşan ve burada son bulan yol ise  Kapadokya yerleşmelerinin geleneksel yol – yapı ilişkisini sürdürür: yapı ve dış duvar yola bitişiktir; küçük bir kat çıkması giriş kapısını korur, yerini belirler. Küçük yerleşkenin hibrid ve bir ölçüde ‘savruk’ kurgusuna karşılık eksiksiz bir detaylandırma farklı yapı öğelerinin ve malzeme birleşimlerinin özenli yapısal çözümünü tarif eder.

Tasarım ve uygulama aşamasında, proje kararları seçilmiş uzman grupların    katkısı ve işbirliği ile verildi. Koordinasyonu sağlayan mimari grup ile mühendislik grupları  dışında Peyzaj, İç Mekân Tasarımı ve Aydınlatma Tasarımı bunların başında gelir. Teraslar halinde kuzeye doğru alçalarak inen bağ peyzajı çevre tasarımının esasını teşkil etti. Turizm tesislerinin alışılagelen “süs bitkileriyle yüklenmiş” peyzaj anlayışının uzağında duruldu. Benzer şekilde tesislere tanınmışlık kazandırmak için bunları yüksek düzeyde ve kamaşma yaratıcı şekilde aydınlatmaya yönelik eğilime de karşı durularak bu anlayışın Uçhisar kent peyzajında yarattığı görsel kirlilik ve sıradanlık yerleşmenin bu son noktasında rehabilite edilmeye çalışıldı. Çevresel aydınlatma topografyayı, tesisin üzerinde yer aldığı yamaçları ve jeolojik oluşumu, burada yer alan birkaç güvercinliği yumuşak nüanslarla ortaya çıkarmakta, binalar uzak gece algılarında kütlelerinin küçük nüanslarıyla buna katılmaktadır.

Yakın algıda fizyolojik aydınlatmanın, ara mekânlarda güvenli dolaşımın gerekleri karşılanmakta, bu mekânlarda ve revaklı geçitlerde mevcut ve yeni mimari öğeler arasında var olan dramatik ilişkiler vurgulanmaktadır. Tüm dış aydınlatmada sıcak tonlar yeğlenmiş, iç aydınlatmada farklı  yüzey malzemelerinin: kayanın, taşın, ahşabın kendi renk ve doku özellikleri aynı yumuşaklık içinde ortaya çıkarılırken, cam yüzeylerin geçirgenliğinin iç-dış sürekliliği açısından imkân verdiği algı zenginliği dikkate alınmıştır. Yüzey aydınlatmasının ve endirekt ışıklandırmanın gerek psikolojik konfor ve huzur duygusu, gerekse mimarinin okunurluğuna verdiği destek önemsenmiş ve özellikle oda mekânlarında yaygın biçimde kullanılmıştır.

Untitled-36

Untitled-37

Untitled-38

Untitled-40

Yorumlar

Yorum Mesajınız