sb10068539u-001

 

Banu-ManavRenk bir mekanın iletim gücünde çok etkindir, çünkü mekanın fiziksel boyutlarıyla ilgili tasarım parametreleri tamamlandıktan sonra, kişiler tarafından kullanılan her mekanda algılama, “duyumsal ve zihinsel” olarak iki süreçte devam etmektedir.”

Banu Hanım Merhaba. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

İlk-orta-lise öğrenimimi TED Ankara Koleji’nde, Ankara’da tamamladım. 1995 yılında Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nden mezun oldum. Aydınlatma konusuna olan ilgim, üniversitede aydınlatma dersini rahmetli Cengiz Yener’den aldığım yıllara dayanır. Bilkent’te yüksek lisans çalışmamı sürdürürken aydınlatmanın iç mekan tasarımına etkisi konusunda deneysel çalışmalar yapmak isteğiyle başladığım 1/1 ölçekli deneysel çalışmalara, daha sonraları doktora çalışmamı tamamladığım İstanbul Teknik Üniversitesi’nde devam ettim, benzer araştırmaları halen çalışmakta olduğum İstanbul Kültür Üniversitesi’nde de yürütmekteyiz. Aydınlatma  sektörüne olan katkım ağırlıklı olarak bilimsel alan çalışmaları ile akademik yönden diyebiliriz. 2011 yılında Doçentlik kadrosuna atandığım İstanbul Kültür Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi’nde yaklaşık üç yıldır Dekan Yardımcısı olarak idari görev yapmakta ve İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nde öğretim üyeliğimi sürdürmekteyim. Bununla birlikte,  Aydınlatma Türk Milli Komitesi’nde 6. Dönem ve 7.Dönem Yönetim Kurulu üyeliğim ve saymanlık görevim bulunmaktadır.

Siz aydınlatma sektörünün akademik ayağında olan bir isimsiniz. Peki sektörü düşündüğünüzde Türk Aydınlatma Sektörü ve Mimarisinin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aydınlatma konusu, günümüzde disiplinler arası bir çalışma alanı olduğu için, sektöre baktığımda farklı mesleklerin uğraş alanı olduğunu düşünüyorum.  Bu nedenle  grup çalışmalarına olanak tanıyan, bilim-teknik, sanat – estetik olarak çok zengin bir iş alanı olduğuna inanıyorum. Aydınlatma konusundaki teknik bilginin doğru paylaşılmasının ve sektörün desteğiyle, son yıllarda ülkemizde mimariyle bütünleşmiş başarılı aydınlatma tasarımları yapıldığını görüyoruz. Bu anlamda ‘Türk Aydınlatma Sektörü’nde çok başarılı tasarımcılar ve firmalar olduğunu düşünüyorum. Aydınlatma tasarımını bir uzmanlık alanı olarak gören kişi ve kurum sayısındaki artışın bu konudaki başarıyı desteklediğine inanıyorum. Yurtdışındaki aydınlatma firmalarıyla birlikte yürütülen mimari projelerde, aydınlatma konusunun planlama-uygulama sürecinde Avrupa Standartları’na uygun olarak ele alındığını düşünüyorum.

Tasarımlarınızda renklere çok önem veren bir isimsiniz. Peki bir mekana kimlik kazandırmada renkleri bu kadar çok önemli kılan nedir?

Renk bir mekanın iletim gücünde çok etkindir, çünkü mekanın fiziksel boyutlarıyla ilgili tasarım parametreleri tamamlandıktan sonra, kişiler tarafından kullanılan her mekanda algılama, “duyumsal ve zihinsel” olarak iki süreçte devam etmektedir. Bu süreçte göz ve beyin aracılığıyla mekan algılanır. Burada “algı”, mekanı görmenin ötesinde, mekanın fiziksel özelliklerinin yanı sıra, psikolojik özellikleriyle “anlam” kazanmaktadır. Algı ve anlam, insan belleğinde mekan izlenimiyle ilgili bir yargıya ulaşır ve mekanın görünen rengi bu konuda etkilidir. Renk konusunda yapılmış çalışmalara baktığımızda, rengin anlamsal etkisini araştıran çalışmalar ve bu konuda bazı belirlemeler olduğunu görmekteyiz. Bu belirlemeler, renk konusunda yapılmış fiziksel ve psikolojik ölçümler sonucundaki bazı kabullere dayanmaktadır. Her renk türünün, pozitif ve negatif yönü olabileceği belirtilmektedir. Örneğin, kırmızı renk türünün pozitif gücü, neşeyi, mutluluğu harekete geçirir, kullanıldığı mekanda dinamik, canlı bir etki yaratır. Negatif yüzüyle kırmızı korkuyu, aşırı öfkeyi, kontrolsüz tutkuyu açığa çıkartır, kan basıncını arttırır. Bu gibi genel kabuller her renk türü için belirlenmiştir. Ancak, her renk türünün değer ve doymuşluk özellikleri bilinmeli, renk konusunda geliştirilmiş uluslararası geçerliliği olan dizgeler, kataloglar ve renk örneklemleriyle ile çalışılmalıdır.

Türkiye’de çok önemli mimarlar ve tasarımcılar mevcut.  Ancak “aydınlatma mimarisi” adı altında eğitim veren bir kurum yok. Bu Türk aydınlatma sektörü için sizce bir zaaf yaratıyor mu?

Aydınlatma eğitimi konusuna disiplinlerarası bir bakış açısıyla yaklaşan bir merkez olması bence ülkemizde bu alanda çalışan kişi ve kurumları aynı çatı altında toplayabileceği için olumlu bir atılım olurdu. Bu konuda geçmiş yıllarda, değerli öğretim üyelerimizin gerekli altyapı çalışmalarını hazırladıklarını biliyoruz, ancak bazı teknik konulardan dolayı hayata geçirilmesi mümkün olmamıştır. Bununla birlikte, bu bilinçle, aydınlatma eğitimini veren ve bizlerin eğitimine de katkı sağlayan değerli öğretim üyeleri farklı devlet ve vakıf üniversitelerinde aydınlatma laboratuvarları kurmuşlardır. Konuya duyarlı ve ilgili yüksek lisans ve doktora öğrencileri, danışmanlarıyla birlikte aydınlatma konusunda, kimi zaman sektörle işbirliği içinde olarak, TÜBİTAK veya bağlı bulundukları üniversitelerden araştırma projeleri fonları alarak aydınlatma konusunda geniş kapsamlı nitelikli çalışmalar tamamlamakta ve literatüre katkı sağlamaktadırlar.

1995 yılında kurulan Aydınlatma Türk Milli Komitemizin, ülkemizdeki mimar, tasarımcı ve mühendisleri farklı platformlarda bir araya getirdiğini, düzenlediği ulusal ve uluslararası kongrelerle güncel uygulama ve bilimsel çalışmaları tartışma olanağı yarattığı, yayımladığı basılı dökümanlarla literatüre katkı sağladığını düşünüyorum. ATMK’nın kuruluş ilkelerinden bir tanesi olan meslek içi eğitim faaliyetlerini organize etmek amacıyla, 2014 yılı Kasım ayı içerisinde, “ATMK Aydınlatma Eğitim Semineri” dizisinin birincisinin düzenlenmesi de hedeflenmektedir.

Aydınlatma mimarisinin üniversitelerde ayrı bir bölüm olarak okutulması ya da yüksek lisans programına alınması için atılmış somut adımlar var mı?

Ülkemizde aydınlatma ile mimarinin ilişkisi, diğer bir deyişle mimariyle bütünleşmiş aydınlatma konusunda mimarlık, içmimarlık bölümlerinde lisans ve lisansüstü düzeyde dersler okutulmaktadır. Aydınlatma, ağırlıklı olarak bir mühendislik konusu olduğu için, Mühendislik Fakültelerinde de aydınlatma tekniği ve projelendirmesi, aydınlatma ve iç tesisat projesi, dış aydınlatma ve yol aydınlatması gibi, aydınlatmanın farklı uzmanlık alanlarını içeren dersler verilmektedir.

Devlet ve vakıf üniversitelerinde, aydınlatma bilgisine sahip yeterli sayıda öğretim üyesi bulunan programlarda aydınlatma konusunda yapılmış nitelikli lisansüstü çalışmaları bulunmaktadır. Söyleyebilirim ki, aydınlatma konusunda yeterli altyapıya sahip öğretim üyelerinin sayısının artmasıyla, bu alanda yurtdışındaki standartları izleyen çalışmalar yapılmakta, yurtdışında tebliğ edilmekte ve yayımlanmaktadır, farklı platformlarda da bilgi ve teknolojideki gelişmeler konusunda paylaşımlar sağlanmaktadır.

Peki mimarlık bölümünde okuyan ve aydınlatma tasarımcısı olmak isteyen gençlere neler  tavsiye edersiniz?              

Mimarlık, ve tasarımla ilgili disiplinlerde lisans eğitimine devam eden, örneğin içmimarlık ve endüstri ürünleri tasarımı                                  bölümlerinde okuyan genç arkadaşlarıma, aydınlatma sektörüyle işbirliği içinde olmalarını ve firmalarda staj yapmalarını öneriyorum.    Bazı aydınlatma firmaları uluslararası düzeyde çalıştaylar düzenlemektedirler. İmkanı ve ilgisi olan arkadaşlar bu çalışmalara katılabilirler. Ülkemizde her yıl düzenlenen aydınlatma fuarlarına katılmalarını tavsiye ediyorum. Fuar kapsamında,  aydınlatma konusunda çeşitli etkinlikler düzenlenmekte olduğundan, bu etkinliklere katılarak bilgi sahibi olabilirler. Bununla birlikte, lisansüstü eğitimlerini aydınlatma konusunda proje üretebilecekleri bir konu seçerek devam ettirebilirler.

Banu Hanım bizim bu sayı dosya konumuz “aydınlatma master planı”. Birçok gelişmiş kentler bu konunun üzerine düşerken şuan için Türkiye’de oluşturulmuş bir master planı yok. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Aydınlatma master planlarının kent kimliği, kent siluetine etkisi ve kent güzelleştirme adına oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuya, tüm kentin karakterinin analizi ile başlanması gerekmekte ve kentin tarihsel gelişim süreci iyi analiz edilmelidir. Bu analizde kentlerin tarihi özellikleri, eski kentlere yeni yerleşimlerin eklenmesi gibi durumların belirlenmesi gerekmektedir. Hemen her kentimizde olan yeni gelişmiş bölgeler ve tarihi dokunun doğal ve işlevsel özellikleri, yapı bloklarının ve kentte yer alan üç boyutlu nesnelerin kent bütünü içinde ve tek tek ele alınması ile simgesel öğeler vurgulanabilir, her kente özgün nitelikteki yapılar vurgulanarak görsel anlamda başarılı sonuçlar elde edilebilir. Örneğin İstanbul, iki ayrı kıtada farklı tarihsel zenginliklere sahip, aynı zamanda çağdaş mimarlık yapıtlarının egemen olduğu bir kentimizdir. Böyle bir kentin aydınlatma master planı, kentin her bölgesinin karakteristik özelliğini vurgulamak amacıyla teker teker ele alınmalıdır, planlanmalıdır. Bu gibi çalışmalar, kent ve ülke yönetimiyle ilgili kurum ve kuruluşların onayı ve ortaklaşa çalışmaları ile yürütüldüğü, merkezi ve yerel yönetimleri, özel ve kamu kuruluşlarına ait yapıları ilgilendirdiği için çok ortaklıdır. Planlama ve uygulama sürecinde konu bütüncül bir yaklaşımla, ilgili tüm birimler tarafından yürütülmelidir. Planlama, uygulama ve denetim süreçlerinde konularında uzman kişi ve kurumlarla bir ekip çalışması yürütülmeli, aydınlatma konusundaki standartlara uyulmalıdır. Konuyla ilgili ekibin içinde aydınlatma tasarımcıları, mimarlar, kentsel tasarım konusunda uzmanlaşmış kişiler, elektrik-elektronik mühendisleri, bilgisayar destekli tasarımda ve yazılımda uzmanlığı olan kişiler de yer almalıdır.

Değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Ben de, düşünlerimi sizler aracılığıyla iletmek şansını verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim. Son olarak aydınlatma konusunun proje üretmeye odaklı, teknik ,bilim ve sanat içerikli bir konu olduğunu, insan sağlığıyla ilişkili bir uzmanlık alanı olduğunu belirtmek isterim. Aydınlatma konusundaki temel terminolojiyi bilerek ve yurtdışındaki (Avrupa ve Amerika) aydınlatma konusundaki standartları inceleyerek, ülkemiz koşullarına uygun özgün projeler yürütülmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.  Binalarda enerji performansını arttıran uygulamaların, aydınlatma teknolojisindeki gelişmelerin ve tasarımdaki güncel yaklaşımların kullanılmasının aydınlatmada kalite kriterlerinden ödün vermemek ve ülke ekonomisine katkıda bulunmak açısından önemini de bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Yorumlar

Yorum Mesajınız