SaidCon35

Mekan kurgusundaki önemli öğelerden biri de aydınlatmadır. Sanayileşmiş toplumlarda, gün geçtikce iç mekanlarda geçirilen yaşam süresi uzamakta; buna bağlı olarak da yapay ışığa duyulan ihtiyaç artmaktadır. Son yıllarda iç mimarlıkta kullanılan yapay aydınlatma; mekan için belirleyici, vurgulayıcı, sınırlayıcı, üç boyutluluğun algılanmasını sağlayan yönleri ile güçlü bir anlatım aracı olma niteliği kazanmıştır. Bu bakımdan aydınlatmanın, mekansal özellikleri algılatmada, hatırlatmada büyük önemi vardır. Kullanıcı, mekanın biçmine ve mekana alınan ısığın, kullanılan aydınlatma sisteminin özelliklerine bağlı olarak mekanı anlamlandırmaktadır. Görsel konfor, sartlarını yerine getirerek görmeyi gerçekleştirmek için gereken aydınlatmanın, kullanıcı üzerinde bilinen etkileri yanında görsel olmayan etkileri de yadsınamayacak kadar fazladır. Mimari aydınlatmanın görsel olmayan etkilerini bilerek oluşturulan tasarımlar, zamanının büyük bir kısmını kapalı mekanlarda ve yapay ışık altında geçiren kişilerin görsel performansları yanında mekan algılarını ve psikolojilerini de etkileyecektir. Bu nedenle aydınlatma tasarımın bir parçası olarak kabul edilerek; konunun multidisipliner bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Bu çalışmada, iç mimarlıkta kullanılan yapay aydınlatmanın kullanıcı üzerindeki görsel olmayan etkilerine ve mekan kavramına etkisine dikkat çekmek hedeflenmektedir.

Aydınlatma Kavramı

Kullanıcısı tarafından mekan biçimine ve mekana alınan ışığın, kullanılan aydınlatma sisteminin nitel ve nicel özelliklerine bağlı olarak anlamlandırılmaktadır. Bu bakımdan mekanın kimliği, aydınlatma sayesinde biçim ve anlam kazanmaktadır. Mekanın aydınlatmasında yapılan değişimler, hacimsel büyüklük, genişlik ve mekansal açıklık algılamalarında büyük değişikliklere neden olabilmektedirler. Kavram olarak aydınlatma belirleyici, vurgulayıcı, yönlendirici, sınırlayıcı ve seçici yönleri ile¸ çok güçlü bir mekansal anlatım aracıdır. Kullanıcı üzerinde mekana ait fiziksel özellikleri algılamada ve hatırlamada¸ cok büyük önemi vardır. Kişinin mekanı algıladığı süreyle eşzamanlı olarak psikolojik yaklaşımı ve davranışı da aydınlatma sayesinde farklılıklar göstermektedir. Mekanın genel karakteristik özelliklerini ön plana ¸cıkarıp, vurgulayacak ve mekansal etkiyi yaratacak aydınlatma yaklasımları, mekanları daha tanımlı hale getirmektedir. Aydınlatmanın temel ögelerinden olan ışık genel olarak; göze girerek görsel duyulanmaya neden olan optik radyasyon olarak tanımlanmaktadır Işık olmadan görmenin olamayacağı konusu 13.yy’da optik biliminin önde gelen temsilcilerinden John Pecham (1220-1292) tarafından, ışık ve optik konularının ele alındığı ‘Perspektiva Communis’ adlı eserde “Hiç bir şey ışıksız görünmez” şeklinde açıklanmıştır. Görme olayının gerçekleşmesi için gerekli olan ışık, göz ve görülecek nesne üçlüsü, aydınlatma konusunun temelini oluşturur. Bütün algılamaların %80-%90’ının görme ile gerçekleştiğini düşündüğümüzde; görme duyumuzun, içinde bulunduğumuz ortamı algılamada diğer duyularımızdan ön planda olduğu söylenebilir. Gözün retinasına sadece görüntüsünün düşmesini sağlamak, görme olayının gerçekleşmesi için yeterli değildir. Retinanın üzerine düşen görüntülerin ancak belirli bir kısmının beyin tarafından fark edilerek anlamlandırıldığı bilinmektedir. Bu nedenle görme olayı, beynin gördüğünü anlamlandırması ile tamamlanır. David Mar’ın ‘Görmenin Kompultasyonal Görevleri’ isimli kitabında konu ile ilgili olarak görmenin anlamı sorgulanmış; görmenin dünyanın keşfedilmemiş işlemleri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İzlandalı aydınlatma tasarımcısı Olafur Eliasson ise “Gören gözümüz değildir, beynimiz gözümüze ne görüleceğini söyler” diyerek görme olayında beynin üstlendiği rolün önemine değinmiştir.

Günümüzün modern dünyasında kapalı mekanlarda ve doğal ışıktan uzakta geçirdiğimiz zaman dilimi, günden güne uzamakta, gün/gece kavramları artan iş yükü nedeniyle birbirine karışmaktadır. Uzayan iş saatleri ve buna bağlı olarak yapay ışığa duyulan ihtiyaç sonucu ortaya çıkan fiziksel ve psikolojik problemler, zamanımızın büyük kısmını geçirdiğimiz mekanlarda kullanılan aydınlatma teknolojilerinin insan sağlıgı perspektifinden değerlendirilme gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Günümüzde tasarımcılar, aydınlatma tasarımı yaparken doğru otonom tepkiler yaratarak aydınlatmanın aynı zamanda hormon ve sinir sistemimizi etkilediğin de düşünmeli; buna göre kullanıcıların psikolojik ve fizyolojik durumlarına uygun bir mekan kurgusu oluşturmaya çalışmalıdırlar. Bu noktada aydınlatmanın görsel olmayan etkilerini bilmek, daha iyi algılanabilir mekanlar için doğru aydınlatma tasarımları yapmak bakımından önemlidir. Ceşitli disiplinlerde yapılan araştırmalarda elde edilen verilerin mekan tasarımına adapte edilmeleri sonucunda kullanıcı ihtiyaçlarına tam olarak karşılık verebilen mekanlar oluşturulabilir.

1

İç Mekan Algısı

Sınır ve ışık mekanın karakteristik özelliklerinin tanımlanması açısından birbirini tamamlayan kavramlardır. Kimi tasarımcı ve kuramcılara göre mekan algısı, deneyimle ilişkili olduğu gibi, ışık, gölge, koku, doku gibi algıların “mekan” ve “zaman” kavramlarıyla birleşerek mekanın anlaşılabilir hale getirilmesiyle de ilgilidir. Algılanan mekan, içinde bulunan kullanıcı tarafından gözlenen, yaşanan ve algılanan mekanlardır. Duyuların öznel olması nedeniyle, farklı kişilere göre değişkenlik gösteren bu mekanlar; kullanıcı bireyin zihninde, zamana baglı olarak algılanmaktadırlar.

İç Mekanda Görsel Konfor Koşullarının Oluşturulmasının Analizi

Kendi fiziksel çevresini ihtiyaçları doğrultusunda¸ şekillendirebilen insan, algısal olarak içinde bulunduğu ortamın, uzaydaki durumunu, sınırlarını ve diğer özelliklerini anlamak için pek çok değerlendirme yapar. Bütün algılamaların büyük kısmı görme ile gerçekleşmektedir. Diğer duyularımız ile elde ettiğimiz çevresel veriler, görme duyusundan gelen verilere eklenerek, beyin tarafından işlenecek bilgiyi meydana getirirler. Bu bakımdan görme duyumuz, içinde bulunduğumuz ortamı algılamada diğer duyularımızdan ön plandadır. Çevremizi saran fizik ortamı algılamada kullandığımız bir veri kaynağı olan göz, prensip olarak fotoğraf makinesi gibi çalışır. Görme duyumunun gerçekleşmesi için, “korneadan geçen ışık, gözbebeğinden geçtikten sonra merceğe ulaşır. Mercek sayesinde retinanın üzerinde gerçek görüntü ters olarak belirir. Görüntüyü oluşturan ışık ışınları retinadaki sinir uclarını uyarır ve optik sinirlerle beyne taşınacak olan elektriksel sinyallerin üretimini başlatır”. Bu işlem sonucunda görme olayı başlar.

Görsel konforun sağlanması için mekan içinde oluşturulması gereken belirli koşullar vardır. Bu koşullar; mekan içinde yapılan işle ilgili detayların ve renklerin kolaylıkla görülmesini, görmeyi engelleyici ya da kullanıcıyı yanıltıcı gereksiz gölgelerin oluşmasının engellenmesini, mekan içinde fazla yer kaplayan yüzeylerin acık renklere boyanmasını, yapılan işe ve kullanıcıya uygun olan aydınlatma araçlarının seçilmesini ve seçilen aydınlatma araçlarının kamaşmaya neden olmaması için doğru yerlere ve doğru açılarda yerleştirilmesini kapsar. Bu koşullara göre görsel konforda amaç; bir mekanda gerekli görme koşullarının oluşturulmasının yanı sıra, sağlanan koşulların, kullanıcıyı yormadan ve verimliliğini etkilemeden uzun süre aynı performansta sürdürmesini de sağlamaktır. Görme işlevinin etkinlik derecesi kişiden kişiye farklılık göstereceği için bu alanda yapılmış calışmalar; yapılan iş mekanın işlevi, yaş gibi faktörlere bağlanmıştır. Bu konuda Uluslararası Aydınlatma Komisyonu (CIE) tarafından belirlenmiş uluslararası standartlar da mevcuttur

Yapay Aydınlatmanın Görsel Konforu Sağlamanın Dışındaki Etkilerinin İncelenmesi

Kullanıcının sağlığı ile kullanıcının içinde bulunduğu mekan arasında çift taraflı bir etkileşim vardır. Kullanıcının fizyolojik, biyolojik ve psikolojik sağlığı, içinde bulunduğu mekanı algılamasını dolaylı olarak; icinde bulunulan mekan ise kullanıcının sağlığını doğrudan etkiler. Yapılan araştırmalarda farklı aydınlatma sistemleri kullanıldı˘gında kullanıcıların mekan algılarında değisiklik olduğu görülmüstür. Fleischer’ın yaptığı bir araştırmada sıcak ışık kaynakları ve düşük aydınlık düzeylerinde kişiler, kendilerini rahat hissetmekte, yüksek aydınlık düzeylerinde ise kişilerin ‘memnuniyetleri’ artmakta ve mekan rahat olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda iç mekanda kullanılan mimari aydınlatmanın kullanıcı algısını do˘grudan etkiledigi söylenebilir. Ozellikle görsel performansını üst düzeyde olmasının istendiği mekanlar icin, belirlenen standart değerleri sağlamaya yönelik olarak tasarlanan aydınlatma sistemlerinin sağlık ve mekan algısı bakımından yeterli olmadığı sonucu, bu tür mekanlarda bulunan kisilerde gelişen sağlık ve mekan algısı problemlerinin artması ise somutlaşmıştır. Yapı içindeki koşullara bağlı olarak insanlarda hasta yapı sendromu (sick building syndrome-SBS) ve yapıyla bağlantılı rahatsızlıklar (building related illnessBRI) olarak adlandırılan sorunlar görülmektedir. İç mekanlarda gün ışığı göz ardı edilerek geliştirilen aydınlatma tasarımlarında kullanıcıların iyi görme koşullarını sağlamak adına uygulanan yüksek aydınlık düzeylerinin kullanıcıların melatonin seviyelerini etkilediği, buna bağlı olarak uyku ya da uyarılmışlık hali nedeniyle ortaya sağlık sorunlarının çıktığı görülmüştür.

Screen-shot-2011-05-10-at-3.23

Sonuç ve Değerlendirme

Günümüzde tasarım alanındaki gelişmelerin temelinde, pozitif bilimlerdeki gelişmeler yatmaktadır. Bu noktada pozitif bilimlerin gelişmesi, insan ile ilgili tüm alanlarda yapılan çalışmalarla birlikte, aydınlatmanın da yan bilgi olmanın çok ötesinde, başlı başına bir konu olduğunu ortaya koymuştur. Geçmişte aydınlatma teknolojileri alanındaki araştırmalarda göz ardı edilen konular, günümüzde sağlık sorunları olarak karşımıza çıkmaktadır. Verimlilik, performans, mekan algısı gibi konular, özellikle iç mekanların fiziksel ortam koşullarından kaynaklanan problemlerdeki artış nedeniyle göz ardı edilemez bir konuma gelmiştir. Bu noktada; ışığın geliştirilmesi, üretilmesi, satılması, uygulanması ve tasarlanması konularında ¸calışan kişiler tarafından, ‘iyi görme koşullarının sağlanması için’ ışık uygulamak konusu, insan sağlığı çerçevesinde düşünülüp sağlıklı aydınlatmanın gereklerini yeniden belirlemesi gerekmektedir.

Sonuç olarak; özellikle görsel performans düzeyinin yüksek olmasının istendiği durumlarda mekanda yapılacak aydınlatma tasarımının da mekanla birlikte tasarlanması gerekmektedir. Bu amaca yönelik olarak yapılacak aydınlatma tasarımlarında, zamanının büyük bir kısmını kapalı mekanlarda ve yapay ışıkla geçiren kişilerin, yapay ışıktan fizyolojik, biyolojik ve psikolojik bakımdan nasıl etkilendiklerini bilmek gerekmektedir. Bir mekanın mekansal özellikleri ve yaratılmak istenen atmosfer en iyi ışık sayesinde vurgulanabilir. Daha iyi görme ko¸sullarını sağlamanın ortamdaki aydınlık düzeyini yükseltmek olmadığı yeni nesil araştırmalarla anlaşılacak ve belki de günümüzde doğru olarak kabul ettiğimiz pek cok uygulama tarihte kalacaktır. Işık mekanın kimliğini ve mekansal özelliklerini doğrudan etkilemekte ve oluşturmaktadır. Bu bakımdan aydınlığın karanlık yüzünü görmek, zamanımızın  büyük kısmını geçirdigimiz ic mekanlara aydınlatma bakımından daha etkili yaklaşımlar getirecektir.

 

Orkunt Turgay

Damla Altuncu

http://cujse.cankaya.edu.tr/archive/8_1/13_cujse_10047.pdf

Yorumlar

Yorum Mesajınız