Depositphotos_6591125_original

mustafa seven1973 yılında İstanbul’da doğan Mustafa Seven, Yıldız Teknik Üniversitesi, Elektrik Mühendisliği Bölümü mezunu… Lisans yıllarında aydınlatmaya duyduğu yoğun ilgiden dolayı aydınlatma sektöründe çalışmaya başlayan Seven, ithalat, ihracat ve tasarım şirketleri ile çalışarak edindiği 10 yıllık sektör  deneyimlerini kendi şirketi olan Seven Light ile profesyonel hayata taşıdı. Türkiye’de ve yurtdışında önemli projeler üzerinde çalışma fırsatı bulan Seven, ‘Aydınlatma Tasarımı’ ve ‘Aydınlatma Tasarımcısı’ kavramlarının aydınlatma literatüründe de yer edinmesini sağlayan, Türkiye’nin önde gelen bağımsız aydınlatma tasarımcıları arasında. Biz de dosya konumuz olan Aydınlatma Master Planı ile ilgili merak edilenleri ve bir tasarımcı olarak İstanbul’un kent aydınlatmasını Mustafa Seven’e sorduk.

Öncelikli olarak ilk sorumuz Aydınlatma Master Planı nedir? Master planı kentler için neden önemlidir?

Hayatımızdaki toplumsal yaşam standartlarını belirlemekte kullandığımız diğer kurallar niye lazımsa master plan da o yüzden lazım. Master plan ne demek? Bir şehirle alakalı aydınlatma prensiplerinin ve kurallarının konulması demek. Yani o şehirdeki otoyollar hangi aydınlatma prensibiyle aydınlatılmalı, yanyollar hangi prensiple aydınlatılmalı, bunlarla entegre yaya yolları hangi prensiple aydınlatılmalı, İstanbul özelinde Boğaz silüeti nasıl aydınlatılmalı, nelere dikkat edilmeli, tarihi eserler nasıl aydınlatılmalı,vb..

Size futbol örneğini vereyim; FIFA’ nın futbol sahaları için kullanım amacı ve boyutlarına göre uygulanmasını zorunluluğu kıldığı normlar vardır. O saha antrenman amaçlı kullanılacaksa ayrı, resmi maç yapılacaksa ayrı , o maç televizyondan yayınlanacaksa ayrıdır kriterleri.  Şehircilikte de çok daha büyük ölçekli olmakla beraber yaklaşık mantıkta aydınlatma kriterleri vardır. Bu kriterlerin konulmadığı ve uygulanmadığı şehirlerde görsel kaosu önleyemezsiniz. Örneğin İstanbul’daki cami aydınlatılmalarını incelediğinizde, bazılarının sarı, bazılarının beyaz, bazılarının amber renkli olduğunuz görürsünüz. Yeşil lambayla aydınlatılmış camilerden bahsetmiyorum bile.

Başka bir örnek bu şehrin sembolü olan Boğaz Köprüsü. Şehir siluetini etkileyen projelerde ilgili alanların profesyonelleriyle görüşülüp onlardan fikir alınmalı. Bu noktada tüm mimari aydınlatma tasarımcıları bilgilerini sunmaya açık. Dolayısıyla sıkıntı mimari aydınlatma kültürünün eksikliğiyle ilgili.

AF Türkiye ile Boğaziçi EDCO’nun dağıtım şebekesi master planı dahilinde aydınlatma kriterlerini de kapsayan bir anlaşma gerçekleştirdi. Sizin bu konu hakkındaki fikirleriniz nedir?

“Keşke Türk aydınlatma tasarımcılarına da danışılsaydı, keşke bizlerinde katılabileceğimiz bütünleşmiş bir sistem kurulsaydı” diyebilirim ama şöyle bakmak lazım; bu zamana kadar umursanmıyordu, artık umursanıyor. Önemli olan sürecin başlatılmış olması. Bu olumlu süreç devam ederken yöntem, içerik, gidişat noktalarında eleştirilerimiz olacak olursa bile bu ilerleyen zamanların konusu olacaktır. Yapılacak çalışmaları görmeden seçim yöntemi üzerinden yıpratıcı eleştiri yapmak haksızlık olur düşüncesindeyim.

Aydınlatma Master Planları ile ilgili resmi olarak muhattap olan kurum hangisidir?

Boğaziçi EDco. yani Boğaziçi Elektrik. Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. İstanbul Avrupa yakasında 8 milyon insana ulaşan enerji dağıtımının geliştirilmesinden ve bakımından sorumlu. İnternet haberlerinden takip edebildiğim kadarıyla AF Aydınlatma, Boğaziçi EDco. ile master planlama danışmanlığı konusunda oldukça geniş çaplı bir sözleşme imzaladı. ÅF bir tasarım yapacak, bunun karşılığında Boğaziçi elektrik bir para ödeyecek ve aralarında mutabık kaldıkları hizmeti talep edecek. Bu noktada beraber çalışacak ekiplerin genişletilmesi kaçınılmaz geliyor bana. Mutlaka adı geçen bu iki firma dışında oyuncular da katılacaktır organizasyona..

Peki Türk Aydınlatma Tasarımcıları bu organizasyonun neresinde ve şuanki durumlarını nasıl değerlendirirsiniz?

Ofisi kurduğum 2005 yılında bu alanda çalışan başka bir ofis yoktu. O yıllardan bahsetmek, o zamanlarla bugünü kıyaslamak hem haksızlık olur hem de fikir vermez. Son beş yıla bakarsak Türkiye’deki büyük projeler -yeterli düzeyde olmasa da- yabancı aydınlatma tasarımcılarından yerli aydınlatma tasarımcılarına kaymaya başladı. Teknik olarak oldukça tatminkâr düzeyde olan mimari aydınlatma ofislerimiz bazı projelerde (yabancı ofislerle kıyaslandığında) fiyat avantajları yüzünden ama çokça yerel hizmet verdikleri için tercih edilir oldular. Projelere hızlı ve alternatifli çözüm üretmek ve bunu dünyada gelişen aydınlatma trendlerinden taviz vermeden yapmak kanımca en büyük avantajımız.

Yakın gelecekte hedefimiz bir meslek birliği oluşturabilmek. Bu sayede şu an mesleğimizin yanlış tanıtılmasına yol açan bazı firmalar başta olmak üzere sektörün taraflarına bir standart getirebilir ve kendimizi daha doğru ifade edebileceğiz. Çok da uzun olmayan bir gelecekte profesyonelliğimizin hak ettiği konuma ulaşacağına inancım tam.

Türkiye’nin aydınlatma planlaması yok. Hele ki İstanbul dışında Ankara, İzmir ve Anadolu’nun birçok kenti bu sorundan müzdarip. Gelecekte Türkiye için bütüncül bir aydınlatma master planından söz edilebilir mi ?  

Tabi Ayfon’da aydınlatma tasarımcısı diye bir şey yok. Anadolu’daki yatırımcılar da İstanbul’daki aydınlatma ofislerle çalışıyorlar. Sektördeki yetkin firma sayısı arttıkça, bu mesleğe ilgi duyan profesyoneller bu işin eğitimini alıp sektöre girmeye başladıkça, kısacası sektör büyüdükçe Türkiye çapında hizmet alımında da şu an yaşanan bazı sıkıntılar azalacaktır.

Master plan ana çerçevedir. Türkiye için bir çerçeve çizersiniz, dönersiniz büyük şehirler için bu büyük ana çerçeve ile uyumlu dili olan çerçeveleri bunun içine yerleştirirsiniz. Sonrasında diğer şehirlerimizin aydınlatma master planlarını da bu bütünsellikte ele alınır. Bu noktada unutulmaması gereken her şehrin kendine özgü –vurgulanması gereken- güzellikleri olduğu ve bunlar için de özel çalışmalar gerektiğidir.

Tekrar ediyorum bu çalışmaları yapacak kadro ve bilgi bu topraklarda mevcuttur, yeter ki bu çalışmalar bizlerden talep edilsin.

İstanbul’un sıkça tartışma konusu olan silüetiyle ilgili konuşmak gerekirse, İstanbul’da artık nereye bakarsanız bakın birçok gökdelen göze çarpıyor ve bu gökdelenlerin değişik aydınlatma tasarımları mevcut. Peki bu gökdelenlerin ya da devasa yapıların aydınlatmaları için herhangi bir kurumdan izin alınması gerekiyor mu?

Kimseden izin alınmıyor. Herkes istediğini yapabilir, bunun da sebebi master planının olmamasıdır. Beyoğlu Belediyesi bir ara İstiklal Caddesi’ndeki tabela kirliliği ile ilgili bir düzenleme getirdi ve tabelaları bir standarda bağladı. Bu standartların aydınlatma konusunda yapılması çok daha önem arz ediyor açıkçası. Bu kuleler İstanbul’un her yerinden gözlemlenebilmekte, dolayısıyla tüm şehri ilgilendiren konular. Dolayısıyla daha hassas olunması gerekiyordu. Bu son atılan adımlar bu açıdan da umut verici.

Özellikle İstanbul gibi birçok tarihi mekâna ve bölgeye ev sahipliği yapan bir kentin tarihi mekân aydınlatması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Biz tarihi mekanların aydınlatılmasını sıkça yapan bir ofisiz. Tarihi eserlerin aydınlatılması ile ilgili temel sıkıntılardan bir tanesi geçmiş dönemde uygulanan yanlış politikalardır. Anıtlar kurulundan bir aydınlatma projesinin onay alabilmesi için gerekli olan kural; dörtlü ya da sekizli kollardan oluşan bir direk üzerine belirli bir mesafeden  projektör ile mekana ışık yansıtılmasıdır. Yani o tarihi eserin bütün derinliği,  3 boyutu, manası vs. gözardı edilip, düz bir duvar aydınlatması yapılıyormuşçasına algılanmasına sebep oluyor. Bunun nedeni; zamanında tarihi mekânlar aydınlatılırken, o mekân üzerinden kablo hattı geçirebilmek için yapılmış uygulamalar neticesinde tarihi eserlere zarar verilmiş ve o kötü deneyimlerden sonra artık yoğurdu üfleyerek yer hale gelmişiz. Hâlbuki günümüz teknolojisinde montaj kolaylığı sağlayan plastik yataklar gibi birçok teknolojik öğe var ve bunları kullanarak o tarihi eserin yüzeyine aydınlatma armatürleri yerleştirilebilir ve bu sayede o tarihi eserin birçok mimari özelliğini ön plana çıkartılabiliriz.

Bu konuda İstanbul o kadar zengin bir şehir ki her yerinden tarih fışkırıyor. Mesela Portekiz’e gittiğinizde belki bizdeki tarih eserlerin yüzde biri kadar tarihi esere denk gelebilirsiniz ancak öyle bir düzenleme ve aydınlatma yapmışlar ki turistlerin ilk uğrak alanı bu tarihi mekanlar oluyor. Oysa İstanbul’daki tarihi mekanlarının tümünü gezmek isteseniz 6 ay İstanbul’da kalıp gezmeniz gerekir. Dolayısıyla zamanla yapılacağını düşünmekten ve bu konuda iyi niyetli olmaktan başka yapacak bişey yok.

Bağımsız bir aydınlatma tasarımcısı olarak  İstanbul’un kent aydınlatması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Asıl sorun bir takdir müessesesinin olmaması. Bu da zamanla, ışık kültürü oluştukça, ışık bilinci yerleştikçe oluşacak bir müessese. Normal vatandaş için aydınlatma master planı olmuş olmamış önemli değil belki ama bizim gibi, bu işin profesyonelleri için ülkemizde bir aydınlatma master planının olmaması açıkçası utanç konusu. İki senede bir, tüm aydınlatma tasarımcıları dünyanın belirli bir şehrinde buluşup, işlerini tanıtıyorlar. Bu sene de Kophenag’da toplanıldı. Kendi meslektaşlarımla yurtdışı platformlarında bir araya geldiğimizde “yaşadığı büyük şehrin aydınlatma master planı olmayan bir aydınlatma tasarımcısı” olarak karşılarına çıkmak bizim için son derece üzücü.

İçimize dönüp baktığımda gördüğüm şu; hâlihazırda İETT kendi hangarlarıyla alakalı nasıl doğru aydınlatılma yapılmalıdır diye çalışmalar yapıyor, master plan kelimesi sıkça telaffuz edilir oldu, diğer yandan tarihi mekânların aydınlatılması ile ilgili doğru adımlar atılmaya başlandı. Yani belediye kurumları bu konularda gittikçe bilinçleniyor ancak buradaki dezavantaj,  bürokratik işlemlerin uzunluğu. Bizim ofisin çok severek yaptığı Sultanahmet Meydanı ve içindeki tarihi eserler projesini 2 sene önce teslim etmemize rağmen armatürleri geçen hafta takıldı. Bu kadar çok tarihi eserin olduğu bi yerde bu hızla gidilirse ömrümüz yetmez tarihi eserlerin aydınlatıldığını görmeye. Dolayısıyla iyimser yaklaşmak gerekirse bile, gidilmesi gereken çok uzun bir yolumuz ve yapılması gereken çok işimiz var. Dünyada başka büyük ölçekli şehir yok ki aydınlatma master planı olmasın

Yani bu durumda ortaya şu sonuç çıkıyor. Şuan kentleri kapsayan bütüncül bir master programı yok ve tüm aydınlatma uygulamaları ile ilgili kararlar belediyelerin ve kurumların kendi insiyatifi ile ortaya çıkıyor diyebilir miyiz?

Doğru. Herkesin nasıl polis ve asker tanıdığı varsa yine herkesin ışığı çok iyi biliyorum diyen bir tanıdığı var. Bir şekilde bütün kurumların etrafında ‘ben aydınlatmayı iyi bilirim’ diyen birileri var.

Bu noktada yaptığımız işin adının tekrar hatırlatma isterim; “mimari aydınlatma tasarımı”,  yani ortada bir mimari olacak ki biz bunu aydınlatalım. Gündüz mimari bir yapıya baktığımızda ne algılıyorsak, gece de mimari aydınlatma tasarımı yaparak aynı mimari unsurların algılanmasını sağlamak bizim görevimiz. Bu “ışıklandırma” dan oldukça komplike, bilgi, teknik, tecrübe ve “göz” gerektiren bir çalışma alanı. Durum böyle olunca her sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de (hele ki dikkat çekici bir ivme edindiğinden beri) dikkat edilmesi gereken firmalar doğdu. Anladığımız anlamda aydınlatma tasarım ofis olmayan yani üreticilerden komisyon alan, açıktan mal satan insanlara bu ligde yer yok… Mal satmak, komisyon almak tabii ki yanlış değil, ancak başından deklare edilmesi şartıyla. Bu ancak böyle yapılırsa hizmet talep edenler tercihlerine uygun firmalara ulaşabilirler.

Eğer bir belediye ya da yatırımcı projesinde “bağımsız aydınlatma tasarımcısı” ile çalışmak istiyorsa bu talebini başından net olarak ortaya koymak durumunda. Özellikle master plan çalışmaları -açıktır ki- aydınlatma armatürü üreten markalardan bağımsız tasarlanması gereken çalışmalar.

Tüm değerli bilgilerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz Mustafa Bey. Dergimiz okuyucuları için son olarak neler söylemek istersiniz?

Aydınlatma Master Planları, daha az trafik kazası olsun, daha az insan ölsün, daha çok turist gelsin, turistler daha çok para bıraksınlar, o ülkede yaşayan insanların ruh halleri daha düzgün olsun ve daha mutlu hissedecekleri çevrelerde yaşasınlar diye varlar.

İnsanlar yaşadıkları kentlerle duygusal bağlar kurarlar ve bu bağın en önemli kriterlerinden biri o şehrin ışıklarıdır. Işık elbette ki her şeyden bağımsız bir unsur değil, çarpık kentleşmenin olduğu bir bölgenin harika aydınlatmalarla düzeltilebileceğini söylemek yanlış olur ancak bütün bunlar birbiri ile bağlantılı konulardır.

Bu güzel şehirlerin tarihten gelen saygınlıklarını devam ettirmek hepimizin ortak görevi olmalıdır diye düşünüyorum.

Yorumlar

Yorum Mesajınız