çelik-erengezgin“…gündüz ışığında  kendi renklerine ve dokusuna kavuşan tarihi yapılar, maalesef hava karardığında yepyeni bir kılığa bürünmekte. Örneğin minarenin gövdesi sarımsı bir ışıkla aydınlatılırken, şerefelerden taşan yeşil ışıklar ve külaha doğru süzülen beyaz ve mavi huzmeler, camiyi cami olmaktan çıkarmakta ve yine maalesef bu tarihi yapıların, bir AVM ya da gece kulübü aydınlatmasından farkı kalmamaktadır.”

Dilerseniz konuya ters köşeden girelim. Bakalım; yapılanlar  bizi pişman mı etmekte, aferin mi dedirtmekte? Özellikle renkli LED aydınlatma olanakları yaygınlaşalı beri, rengarenk ışıkların ve stadyum gibi aydınlatılmalarının gereksiniminden önce, o panayır görüntüsünün, tarihi binalarımıza ne kadar yakıştığı konusunu masaya yatıralım birlikte…

2011 yılında bir konferans vesilesi ile gittiğim Batman’da TPAO yani Türkiye Petrolleri misafirhanesinde ağırlanmıştım. Elektrik, kendi santrallerinde üretiliyordu ve petrolü onlar çıkarıyordu ya, belki de o yüzden, dönümlerce site alanı içinde neredeyse her çalının dibinde bir ampul vardı. Aynı site içindeki Korkut Özal camiinin aydınlatılması ile karşılaştığımda ise gözlerime inanamamıştım. Manzara  evlere şenlikti… Sanki her renk denenmişti üzerinde ve ışıl ışıldı… O hali ile, kentin ortasına taşısanız, rengârenk bir avize gibi aydınlatmaya yeterdi çevresini. Yeni sayılacak bir cami idi… Ama ona da hiç yakışmıyordu bu abartılı renkler ve bu ışık yoğunluğu… Caminin uhrevi hizmetine ve zihinsel derinliğine ise hiç uymuyordu bu yaklaşım… Evet, çevresel güvenlik ve bir kentsel simgenin yeterince algılanması adına saygılı bir aydınlık gerekebilirdi ama, o alanları bir panayır yerine döndürmeye hiç hakkımız yoktu bence..

Çünkü öncelikle bilinmelidir ki İslamiyet, bir tevazu dinidir… Büyüklenme, meydan okuma değil… Cami ise; bir gösteri alanı değil, zihinsel dinginliğin arandığı, içsel teslimiyete vesile olan bir mekândır.. Gösteriş, büyüklenme, marifet gösterme alanı hiç değil… Sanırım o kutsal mekanlar öncelikle, “tevazu içeren bir saygı!” bekliyor bizlerden…

Ayrıca tüm yapıların bir gece yaşantısı ve işlevselliği olduğunu hatırlamalıyız. Hele hele asırlar önce yapıldığında, şimdikine benzer gece hayatı hiç olmayan, kandil ışığı ile yetinmesini bilen camileri ve tarihi eserleri bir renk cümbüşüne çevirme iznini kimden almaktayız? Yapandan mı, yaptırandan mı?  Bunu daima düşünmeli ve o binaları; yapıldığı dönemin atmosferi içinde korumaya çalışmalıyız. Yani; çağdaş olanakların görgüsüzlüğüne kurban etmemeliyiz güzelim mirasımızı!..

Tarihi yapıların ve çevresinin bir gösteri alanına dönmesini hiç doğru bulmuyorum. Mimarının önerisi alınmadan, bir aydınlatma firmasının insafına terkedilen çağdaş yapılara ise, sadece acıyorum. Aşırı makyaj dünya güzelini bile çirkinleştirir. Tadında bırakmak gerek!

Bursa’da, Uludağ yolundaki ünlü bir yaşlı çınarın, şöhreti ve altındaki çay bahçesi nedeni ile gece boyu pırıl pırıl aydınlatılması yüzünden, üzerinde yaşayan böceklerin bile uykusunun kaçması ve o koskoca canlının, fotosentez sürecinin yani biyolojik yaşamının negatif etkilenmesi beni nasıl üzmekte ise, ata yadigarı saraylarımıza, camilerimize ve köprülerimize bulaşan abartılı ışık şımarıklığı da beni aynı şekilde rahatsız etmekte… Asırlara meydan okuyan ağaçların, bu hesapsız aydınlığa ne kadar dayanacağını bilemiyorum!.. Yüzlerce yılın kültür miraslarına reva görülenlere ise ne diyeceğimi bilemiyorum…

Ancak gündüz ışığında  kendi renklerine ve dokusuna kavuşan tarihi yapılar, maalesef hava karardığında yepyeni bir kılığa bürünmekte. Örneğin minarenin gövdesi sarımsı bir ışıkla aydınlatılırken, şerefelerden taşan yeşil ışıklar ve külaha doğru süzülen beyaz ve mavi huzmeler, camiyi cami olmaktan çıkarmakta ve yine maalesef bu tarihi yapıların, bir AVM ya da gece kulübü aydınlatmasından farkı kalmamaktadır.

Bu rengarenk aydınlatma, yapının gerçek renklerini ve mekânsal kurgusunu tamamen unutturup, sahneye acemice konulan bir tiyatro eserinin dekoruna çevirmektedir ortalığı… Detaylardaki ustalık, gölgelerde gizlenmekte, üçüncü boyutun ihtişamı, hesapsız bir ışığın insafına terkedilmekte… Buna hakkımız var mıdır?

Kendi enerjimizi üretebilsek bile, LED  teknolojisi sayesinde onu çok tasarruflu kullanabilsek bile, sergilediğimiz bu görgüsüzlük hakkımız olan bir davranış değildir. Teşbihte hata olmaz bence… Hani bir deyiş vardır; “birileri bol bulunca her yerine bularmış!..” Bana kalırsa, bu toplumsal zaafımızı frenlemeli hatta mümkünse vazgeçmeliyiz..

Tevazu ölçüleri içinde aydınlatma hiç mi yok… Elbette var. Bir tanesi Vedat Dalokay ustamızın İslamabat camiisidir örneğin. 1996’da tasarladığım bir benzinci camisinde de, şerefenin ışığına eşlik eden çevresel aydınlatmanın, ölçüyü kaçırmamasına dikkat etmiştim… Ona da, şehirlerarası bir “yol boyu camisi” olduğu için, yani gece de algılanması gereken bir hizmet ünitesi olduğu için cesaret edebilmiştim…

Yaşamsal gereksinimlerin karşılığı olmalıdır her türlü becerinin hedefi… İsraf, yani gereksiz tüketim fırsatı değil..

Çelik Erengezgin

www.erengezgin.net

Yorumlar

Yorum Mesajınız