Untitled-9

LightWorld Aydınlatma Dünyası Dergisinin 2016 Mart-Şubat sayısında Y. Mimar Çelik Erengezgin ’in “Gökdelenler Aydınlatılmalı mı?” başlıklı makalesini ilgiyle okudum. Yazar makalesinde, yüksek binaların aydınlatılmasını yaşayanların uykusunu kaçıracak ışık düzeyine yükseltmemeye özen gösterilmesi, “rengarenk gece cephesi yaratıp binanın işlevinden insanları şüpheye düşüren bir ışık festivali havası yaratmanın”  anlamsızlığı, yansıtıcı özelliği olan dış cephe kaplamalarında alçak binalara göre daha özenli aydınlatma yapılması gereği ve acil durumlarda kolay tahliye gibi konuları işlemektedir. Ben bina aydınlatması uzmanı değilim ama, bir ışık kirliliği çalışanı olarak, bu konuda söylemek istediğim birkaç şey var.

Ülkemizde yeni konut siteleri, TOKİ yerleşim alanları, AVM’ler, gökdelenler hızla yaygınlaşıyor, şehirler dönüşüm geçiriyor; buna bağlı olarak ışık kirliliği hızla artıyor. Işık kirliliği, yani yanlış dış aydınlatma, binaların yanlış ve aşırı aydınlatılması doğal yaşama müdahaledir.  (Işık kirliliği konusuna yeni olanlar www.isikkirliligi.org sayfalarında gerekli bilgiyi bulabilirler). Göçmen kuşlar göç zamanlarını mevsimlere göre ayarlar. Gece yönlerini ay ışığı ya da yıldız ışığı kullanarak bulurlar. Ormanlık gibi doğal ortamda ışıklı boşluklar kuşların geçiş yollarını temsil eder. Yüksek binaların ışıklı pencereleri ise kuşları yanıltır ve onların yollarından sapmalarına neden olur. Her yıl milyonlarca kuş böyle yüksek binalara çarpıp ölmektedir. “Kule tipi yaşam konutları” sayısının hızla arttığı İstanbul ve genel olarak Türkiye kuşların göç yolları üzerindedir. Burada benim ilk sorum şu: acaba yüksek binaların, gökdelenlerin mimari projeleri göçmen kuşlara sorun yaratmayacak şekilde tasarlanamaz mı?

Untitled-10

Yanlış bina ve sokak aydınlatmalarından etkilenen yalnız göçmen kuşlar değildir. Konuyu uzatmadan birkaç örnek vermekle yetineceğim. Kaplumbağa yavruları, içgüdüleriyle, gece karanlığında deniz ile kara arasındaki aydınlanma farkını algılayarak, denize giderler. Çevrede, yollarda ışık varsa ışığa yönelir ve yaşamlarından olurlar.Untitled-13

Geceleyin ışığa, özellikle mavice zengin ışığa maruz kalan insanlarda MELATONIN hormonu üretiminin baskılandığı biliniyor; melatonin, uykuyu ve bağışıklık sistemini etkileyen hormonlarda gece- gündüz değişimini denetler. Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki yapay aydınlatma ile gece-gündüz döngüsünün (biyolojik saatin) bozulması, göğüs kanseri, prostat kanseri gibi kanser vakalarının, kalp rahatsızlıklarının, uyku bozukluklarının ve metabolizma hastalıklarının artmasına neden olmaktadır. Yapılan klinik araştırmalar gece vardiyasında çalışan kadınlarda göğüs kanseri riskinin arttığını gösteriyor.Untitled-12

Yapay aydınlatma ile gece-gündüz döngüsünün bozulması gece beslenen hayvanlara zarar veriyor. Birçok yarasa türü sırf bu nedenle tükenme tehlikesi altıdadır. Giderek artan ışık kirliliği karanlık yıldızlı gökyüzünü, dolayısıyla astronomiyi tehdit etmektedir. Sokak lambaları ve binalardan gökyüzüne doğru yayılan ışıklar gök parlaklığını artırır, yıldızları görünmez kılar.  Elektrik üretirken tükettiğimiz sınırlı petrol, doğal gaz ve kömür kaynaklarımızın önemli bir kısmını ışık kirliliği ile boşa harcıyoruz; bu yolla atmosfer de kirletilmiş olmaktadır.

Erengezgin’in sözcükleriyle son sorum şu:  “Her türlü aydınlatma daima yaşama müdahale değil, destek amaçlı”  tasarlanamaz mı?

Prof. Dr. Zeki Aslan

www.isikirliligi.org

1.02.2016

Yorumlar

Yorum Mesajınız